Dağönü (Hanlut) köyünden Ali Kemal Vural, 1960'ta köyünden ayrıldı; on yıl Trabzon'da, elli beş yıl Kırklareli'nde yaşadı ve öğretmenlik yaptı. Arşivimize gönderdiği iki mektubu, kendisinin izniyle tek bir hatırat olarak bir araya getirdik. Arşive gelen ilk anıdır. ✉️ Bu hatırat, Ali Kemal Vural tarafından 19 Eylül 2026 ve 20 Eylül 2026 tarihlerinde gönderilen iki mektuptan derlenmiştir.
Altmış Beş Yıl

1960 yılında köyümden ayrıldım. On yıl Trabzon'da, elli beş yıl Kırklareli'nde; tam altmış beş yıldır köyümden, akrabalarımdan uzaktayım. Ara sıra tatil için, birkaç yıl da çay mahsulü işleri için gittim. Ne var ki kendi köyümde kendimi yaban hissettim, ancak kendi yaşıtlarımı hatırlayabildim. Bu zaman içinde ikinci, üçüncü kuşakla karşılaştım; ne onlar beni tanıdı, ne de ben onları. Fakat tanıdıkça çok mutluluk duydum.

Yukarı Hastikoz İlkokulu öğrencileri, 1958-1963
Yukarı Hastikoz İlkokulu — 1958–1963. Köyün o yıllardaki adı hâlâ Hastikoz'du; tabelada "Yukarı Hastikoz İlk Okulu" yazmaktadır. 1960'ların başında ad değişikliğiyle Yukarı Kışlacık oldu. Ali Kemal Vural arşivi
Yayla Yolu

Biz dağlıyız. Sürülerimizle yazın yayla, kışın kışla; bir bakıma göçebe bir yaşamımız var.

Çocukluğumda, bir yaz, halalarımdan biri bana da bir görev verdi. Cebime yirmi beş kuruş harçlık koyarak yaylaya gitmek üzere toplanan inek sürüsüyle, ben de ineğimi alarak, kalabalık bir şekilde yayla yoluna koyulduk. Yol yok, araba yok. Yayla, bir günde alınacak yol da değil. Akşamüzeri Büyük Harman denilen yerde bir handa konakladık. Halamın verdiği yirmi beş kuruş az para değildi, ama parasıyla yediğimiz kuru fasulye doyurmadı ki! Dahası da yoktu. Her gün antrikot, pirzola yesem, o kuru fasulyenin tadını hiçbiri tutmaz.

Ertesi gün yola koyulduk ve yaylaya vardık. O akşam herkesin misafir olacağı bir yakını vardı. Beni misafir eden Nesime Hala idi. Nesime Hala ile kızı, beni en iyi şekilde ağırlamak için kapı arkasında konuşuyorlardı; ben duyuyor, duymazlıktan geliyordum. Nesime Hala'nın mekânı cennet olsun. Kızının adını şu anda hatırlayamıyorum; duyduğuma göre o da vefat etmiş.

Dağlılar ve Okumak

Çocukluğumda köyde biz "dağlı" idik; bir bakıma ikinci sınıf insan gibi görülürdük. Bu konuda biraz da haklıydılar, çünkü bizde okuyan, yüksek tahsil yapan çok azdı: bir Niyazi Vural ve kardeşleri, bir de ben, Yaşar ve Hasan Vurallar. Parmakla gösterilecek kadar az sayıdaydık.

Hacı Mehmet Vuraloğlu ağabey ve babam bu konuda öncüydü. O yıllarda kız çocuğunun yüksek tahsil yapması hoş karşılanmazdı. Benim zamanımda akrabada özlediğim bu kültür seferberliği pek olmadı. Şimdi çok mutluyum ki bu tabuyu yıktık; öğrendiğim kadarıyla her meslekte, hatta üst düzeyde meslek sahibi gençlerimiz, çocuklarımız var. Kendi çocuklarımın, yakın akrabalarımın başarısı kadar, soyumun, akrabalarımın başarısı da benim övünç kaynağımdır.

Hacı Mehmet Vuraloğlu

Köyümüzde kişiler soyadından çok lakaplarıyla anılırdı; zannederim bu gelenek hâlâ devam ediyor.

Ali Kemal Bey'in "Mehmet ağabey" diye andığı kişi, Aşağı Kışlacık köyünden Hacı Mehmet Vuraloğlu'dur (1926–2020). İstanbul, Bafra ve Samsun'da müteahhitlik yapmıştır; hakkında ayrıntılı bilgi "Meslek & Yaşam" sayfasındadır.

Hacı Mehmet Vuraloğlu ağabey, akrabanın akıl hocası, aydın bir insandı. Kardeşim köyde Niyazi Vural'la birlikte öğretmenlik yaparken, Mehmet ağabeyin kızı da kardeşimin öğrencisi olmuştu. Çocuklarının hepsinin hangi görevde olduklarını bilmem, ama yüksek tahsil gördüklerini biliyorum.

Mehmet ağabey benim de çok saygı duyduğum bir insandı. Ancak politik tartışmalara girdiğimizde, ikimiz de haklı olduğumuzdan ödün vermezdik. Onun Bafra'ya taşınması, benim de tahsil hayatım nedeniyle yıllarca birbirimizi göremedik. Öldü, rahmetli oldu. Hayır, ölmedi — akrabada bu değerler ölmez, ölmemesi gerekir. Yeni kuşaklar, kendileri de unutulmamak için bu değerleri yaşatmalıdır.

Bener Hocamın Anlattıkları

Bener Cordan, Trabzon Fatih Eğitim Enstitüsü'nde Halk Edebiyatı öğretmenimdi.

Dağönü'ye iki gidişimde gördüklerim, onunla yaptığım söyleşide bana geçmişim ve soyum hakkında malzeme oldu. Çünkü köydeki konuşmalarda ses, anlatım, sözcük ve kavram farkı görmüştüm. Bütün bu düşüncelerimi Bener Hocama anlattım: "Hocam, benim soyadım her ne kadar Vural ise de, sülalede Cordan, Cordanoğlu soyadları az değil." Hocam bana, "Sen Of'un Hanlut köyünden misin?" deyince, "Evet hocam, nüfusum o köye kayıtlı," dedim.

Hocam sözü aldı, anlattı da anlattı:

Bizler Orta Asya Türk boylarından, Karadeniz bölgesine, özellikle de Artvin yöresine yerleşen Kıpçak boyundanız. Göz rengimizde ırsi bir mavilik vardır. Göçebe yaşamın izlerini hâlâ taşırız.

Yavuz Sultan Selim İran seferine çıkınca bizim kabileden kuvvet gönderilmesini ister. Boy büyüklerimiz kuvvet göndermedikleri gibi, karşı da çıkarlar. Yavuz seferden dönünce bizim kabilenin üzerine kuvvet gönderir; bu yüzden kaçmak zorunda kalırlar. Hanlut'a gidenler de bu kaçıştan sonra izini kaybedenlerdir.

Editörün notu: Anlatıdaki İran seferi 1514 Çaldıran Seferi'dir. Osmanlı kayıtları Hanlut köyünün 1554'ten sonra kurulduğunu göstermektedir; bu, rivayetin zamanlamasıyla örtüşür. Anlatı bir aile rivayetidir ve belgelerle doğrulanmayı beklemektedir.

Hocam ayrıca şeceremizi bilen Giresun'da birinin bulunduğunu, bu konuda araştırma yaptığını, fakat bu kişiden bilgileri henüz alamadığını anlattı. "Bu konuda birlikte bir çalışma yapalım," dedi. Ne var ki ben öğretmen olunca, üç yıl Derepazarı'nda, geri kalan yıllarımda Kırklareli'nde görev yapınca bu çalışmadan uzak kaldım.

Bu akrabalık ilişkimizi daha sonra ağabeyime ve muhtar Mehmet Amca'ya anlattım. Onlar da benden sonra Bener Cordan'la yakın ilişki kurdular. Bener Cordan Of'a gelmiş, tanışıklık çoğalmış, aileden biri olmuş. Yıllar sonra, Bulgaristan Türklerinin zorunlu göçü nedeniyle Millî Eğitim Bakanı ile birlikte Kırklareli'ne geldiğinde, öğretmenim olarak değil, bir ağabey, bir kardeş gibi sarıldık.

Köyüm ve Gurbet

Nüfusta kayıtlı olduğum ilçe Hayrat, köyüm Dağönü. Bu köyü iki kez gördüm: biri çocukluğumda yaylaya hayvan götürürken, diğeri bize ait olduğu söylenen "Musanoğu yerleri"ni görüp tapudaki kayıtları aramak için. Ne var ki tapu-kadastro işlemlerinde geç kalındığı için bize ait bir karış yer yok.

Misafirperverliğimiz, elimizdekini bölüşme cömertliğimiz — şimdi bile ortak özelliğimiz, değil mi?

Ali Kemal Vural öğrencileriyle, Kırklareli
Öğrencilerimle bir anı — Kırklareli. "Orda bir köy var uzakta" diyen Ali Kemal Vural, elli beş yıl Kırklareli'nde öğretmenlik yaptı. Hanlut'tan çıkan bir çocuğun gurbetteki ömrü, bu sınıf fotoğrafında. Ali Kemal Vural arşivi

Özgeçmişimiz hakkında akraba gençlerimizin bazı araştırmalarını okudum. Uzak kaldığım için kimin kimi olduğunu bilemiyorum, ama bu konunun daha da araştırılarak kalıcı bir kitap hâline getirilmesini ve gelecek kuşaklara aktarılmasını çok isterim.

Tanıdık, tanımadık, tüm Vural, Vuraloğlu, Cordan ve Cordanoğlu akrabalarıma gönülden sağlık, mutluluk ve başarılar dilerim.

— Ali Kemal Vural, Kırklareli
Ali Kemal Vural, Rize Belediye Başkanı Reşat Kasap ile, 2017
Rize'de bir ziyaret — 24 Nisan 2017. Ali Kemal Vural (sağda), dönemin Rize Belediye Başkanı Prof. Dr. Reşat Kasap'ı ziyaret etti. Memleketinden hiç kopmayan bir emekli öğretmenin izlerinden biri. Fotoğraf: Rize Belediyesi (kamuya açık paylaşım)

İlk mektup, Ahmet Kutsi Tecer'in "Orda Bir Köy Var Uzakta" şiirinden dizelerle son bulmaktaydı.